|
|
|
|
|
|
91. |
Diğer bir takımını
da hem sizden emin kalmak hem de kendi milletinden güven içinde olmayı
ister halde bulacaksın. Fitneye sürüklendikçe de döner döner
içine atılırlar. Eğer bunlar sizden çekinmez ve barışa
yanaşıp saldırıdan geri durmazlarsa, kendilerini
bulduğunuz yerde yakalayıp öldürün. İşte bunların
aleyhine size açık bir yetki verdik. |
|
|
|
|
|
|
92. |
Bir müminin diğer bir mümini öldürmesi
caiz olmaz, meğer ki yanlışlıkla ola. Kim bir
mümini yanlışlıkla öldürürse, mümin bir köle azad etmesi
ve ölenin mirasçılarına teslim edilecek bir diyet vermesi
lazım gelir, meğer ki mirasçılar o diyeti sadaka olarak
bağışlamış olalar. Eğer öldürülen -kendi
mümin olmakla beraber- size düşman bir kavimden ise, o zaman
öldürenin bir esir azad etmesi gerekir. Şayet kendileriyle aranızda
bir antlaşma bulunan bir kavimden ise, mirasçılarına
teslim edilecek bir diyet vermek ve mümin bir köle azad etmek icap
eder. Bunlara gücü yetmeyen, Allah tarafından tevbesinin kabul
edilmesi için, ardı ardına iki ay oruç tutmalıdır.
Allah, herşeyi bilendir, hikmet sahibidir. |
|
|
|
|
|
|
93. |
Kim de bir mümini isteyerek öldürürse,
artık onun cezası cehennemde ebedi kalmaktır. Allah,
ona gazap etmiş, lanetlemiş ve büyük bir azap hazırlamıştır. |
|
|
|
|
|
|
94. |
Ey iman edenler, Allah yolunda adım
attığınız vakit, iyice anlayın, dinleyin.
Size İslam selamı veren kimseye -dünya hayatının
geçici metaına göz dikerek- "Sen mümin değilsin!"
demeyin. Allah katında çok ganimetler vardır. Daha önce
siz de öyleydiniz, Allah kerem buyurdu da sizleri iman ile tanıştırdı.
Onun için iyice anlayın, dinleyin! Gerçekten Allah, ne yaparsanız
haberdardır. |
|
|
|
|
|
|
95. |
Mü'minlerden özürleri olmaksızın
oturanlarla, Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla savaşanlar
eşit olamazlar. Allah mallarıyla ve canlarıyla savaşanları,
oturanlardan mertebece üstün kılmıştır. Gerçi
Allah her ikisine de cenneti va'd etmiştir. Bununla beraber Allah
savaşanları, oturanlardan büyük bir mükafat, kendi tarafından
derece derece verdiği rütbeler, mağfiret ve rahmetle üstün
kılmıştır. Allah çok bağışlayan,
çok merhamet edendir. |
|
|
|
|
|
| 96. |
Kendi katından derece derece rütbeler,
bir mağfiret ve rahmet vermiştir. Öyle ya, O çok bağışlayıcı,
çok merhamet edicidir. |
|
|
|
|
|
|
97. |
Melekler, kendilerine zulmettikleri
bir durumda bulunurken canlarını aldıkları kimselere:
"Siz ne iş yapmaktaydınız?" diyecekler. Onlar:
"Biz yer yüzünde zayıf ve güçsüzdük" diye cevap verecekler.
Melekler: "Allah'ın arzı geniş değil miydi,
oraya hicret etseydiniz ya!" diyecekler. İşte bunların
barınakları cehennemdir. Ona gidiş de ne kötü şeydir! |
|
|
|
|
|
|
98. |
Ancak gerçekten zayıf, hiç birşeye
gücü yetmeyen ve hicret için yol bulamayan erkekler, kadınlar
ve çocuklar hariç. |
|
|
|
|
|
| 99. |
Çünkü bunlardan Allah'ın o günahı
af buyurması ümit edilir, Allah çok affeden ve bağışlayandır. |
|
|
|
|
|
| 100. |
Kim Allah yolunda hicret ederse, yer
yüzünde çok yer de bulur, genişlik de bulur. Ve kim Allah'a ve
peygambere hicret etmek maksadıyla evinden çıkar da sonra
kendisine ölüm yetişirse, muhakkak ki onun mükafatı Allah'a
aittir, Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir. |
|
|
|
|
|
|
101. |
Yolculuk ettiğinizde o küfredenlerin
size bir fenalık yapmalarından korkuyorsanız, namazı
kısaltmanızda size bir günah olmaz. Gerçekten kafirler sizin
açık düşmanlarınızdır. |
|
|
|
|
|
| 102. |
Sen içlerinde olup da onlara namaz
kıldırdığında içlerinden bir kısmı
seninle beraber namaza dursun, silahlarını da yanlarına
alsınlar, bunlar secdeye vardıklarında diğer kısım
arkanızda beklesinler, sonra henüz namaz kılmamış
olan diğer kısım gelsin seninle beraber kılsınlar
ve ihtiyatlı bulunup silahlarını da yanlarına
alsınlar. Kafirler silahlarınızdan ve eşyanızdan
gafil bulunsanız da size ani bir baskında bulunsunlar diye
arzu ederler. Eğer yağan yağmurdan bir güçlüğe
uğrarsanız veya hasta olursanız, silahları bırakmanızda
bir mahzur yoktur. Bununla beraber ihtiyatı elden bırakmayın.
Çünkü Allah kafirler için alçaltıcı bir azap hazırlamıştır. |
|
|
|
|
|
| 103. |
O korkulu zamanda namazı kıldınız
mı gerek ayakta, gerek otururken ve gerek yan yatarken hep Allah'ı
anın. Korkudan kurtulduğunuz da namazı tam erkanı
ile eda edin. Çünkü namaz müminlere belirli vakitlerde yazılı
bir farzdır. |
|
|
|
|
|
|
104. |
Düşmanınız olan topluluğu
takip etmekte gevşeklik göstermeyin. Eğer siz acı duyuyorsanız,
kuşkusuz sizin acı duyduğunuz gibi onlar da acı
duyuyorlardır. Oysa ki siz, Allah'tan onların ümit edemeyecekleri
şeyleri umuyorsunuz. Allah, her şeyi bilendir, hikmet sahibidir. |
|
|
|
|
|
|
105. |
Doğrusu Biz sana gerçeğin
ta kendisi olan kitab (Kur'an)'ı
indirdik ki insanlar arasında Allah'ın sana gösterdiği
şekilde hükmedesin. Sakın hainlerin savunucusu olma! |
|
|
|
|
|
| 106. |
Ve Allah'tan af dile. Çünkü Allah gerçekten
bağışlayan, çok merhamet edendir. |
|
|
|
|
|
| 107. |
Kendilerine hiyanet edip duranlar adına
mücadeleye kalkışma. Çünkü Allah, günahkar, hain olan kimseleri
sevmez. |
|
|
|
|
|
| 108. |
İnsanlardan hainliklerini gizlemeye
çalışırlar da Allah'tan gizlemeyi düşünmezler.
Halbuki, O'nun razı olmayacağı tezviratı tertip
ederlerken, o yanıbaşlarında. Allah onların ne
yaptıklarını çok iyi bilir. |
|
|
|
|
|
| 109. |
Haydi, siz bu dünya hayatında
onlar adına mücadele ediverdiniz diyelim, fakat kıyamet
günü onları kim savunacak ve onlara kim vekil olacak? |
|
|
|
|
|
| 110. |
Oysa ki, kim bir kötülük yapar veya
kendine zulmeder de sonra Allah'tan mağfiret dilerse, Allah'ı
çok bağışlayıcı ve merhametli bulur. |
|
|
|
|
|
| 111. |
Kim de bir günah işlerse, onu
yalnız kendi aleyhine işlemiş olur. Allah ise herşeyi
bilir ve hikmet sahibidir. |
|
|
|
|
|
| 112. |
Kim de bir cinayet veya bir suç işler
de sonra onu bir suçsuzun üzerine atarsa, şüphesiz bir iftirada
bulunmuş ve açık bir günah daha yüklenmiş olur. |
|
|
|
|
|
| 113. |
Allah'ın sana lütfu ve merhameti
olmasaydı onlardan bir kısmı seni bile hükmünde doğrudan
saptırmayı planlamışlardı, oysa onlar yalnız
kendilerini saptırırlar, sana da asla zarar veremezler.
Nasıl yapabilirler ki Allah sana kitap (Kur'an)
ve hikmet indirmekte ve bilmediklerini sana bildirmektedir. Allah'ın
senin üzerinde bulunan lütfu çok büyüktür. |
|
|
|
|
|
| 114. |
Onların fısıldaşmalarının
çoğunda hayır yoktur. Ancak sadaka vermeyi veya iyilik yapmayı
veya insanların arasını düzeltmeyi isteyenler hariç.
Ve her kim bunu Allah'ın rızasını arayarak yaparsa,
yarın Biz ona büyük bir mükafat vereceğiz. |
|
|
|
|
|
| 115. |
Kim de doğru, apaçık belli
olduktan sonra peygambere muhalefette bulunur ve müminlerin yolundan
başka bir yola giderse, onu gittiği o yolda bırakır
ve kendisini cehenneme boylatırız ki, o ne kötü gidiştir! |
|
|
|
|
|
| 116. |
Doğrusu Allah, kendisine ortak
koşulmasını bağışlamaz. Ondan başkasını
ise dilediğine bağışlar. Kim de Allah'a ortak
koşarsa, hakikattan çok uzak bir sapıklığa sapmış
demektir. |
|
|
|
|
|
| 117. |
Onlar onu bırakıp da yalnız
dişilere (dişi putlara)
tapıyorlar ve sadece yalabık (inatçı)
bir şeytana tapıyorlar ki, |
|
|
|
|
|
| 118. |
Allah onu lanetlemiş, o da şöyle
demişti: "Celalin hakkı için kullarından belirli
bir kısmını alacağım. |
|
|
|
|
|
| 119. |
Ve mutlaka onları saptıracağım
ve her durumda onları kuruntulara düşürüp, olmayacak kuruntularla
aldatacağım. Mutlaka onlara emredeceğim de hayvanların
kulaklarını yaracaklar ve yine mutlaka onlara emredeceğim
de Allah'ın yarattığını değiştirecekler."
Ve her kim Allah'ı bırakıp şeytanı dost edinirse,
şüphesiz açıktan açığa bir zarara düşmüştür! |
|
|
|
|
|
| 120. |
Şeytan onlara vaadde bulunur,
kuruntu ve ümitlere düşürür. Fakat şeytan onlara kuru bir
aldatmadan başka ne va'deder? |
|
|
|