|
|
|
|
|
| 91. |
Ey iman edenler, içki, kumar, putlar
ve kısmet çekilen zarlar, hep şeytan işi, murdar bir
şeydir. Onun için siz ondan kaçın ki yakayı kurtarasınız.
Şeytan, içki ve kumarla sadece aranıza düşmanlık
ve kin sokmak ve sizi Allah'ı anmaktan ve namazı kılmaktan
alıkoymak ister. Artık vazgeçiyorsunuz değil mi? |
|
|
|
|
|
| 92. |
Allah'ı ve peygamberleri dinleyin,
karşı gelmekten sakının! Eğer kulak asmazsanız
biliniz ki, elçimize düşen sadece açık bir tebliğden
ibarettir. |
|
|
|
|
|
| 93. |
İman edip yararlı işler
yapan kimseler bundan böyle (Allah'tan)
korktukları, imanlarında sebat ettikleri, yararlı işler
yapmaya devam ettikleri, sonra sakındıkları ve imanlarında
iyice sağlamlaştıkları, yine sakınmakla beraber
her yaptığını güzel yapan kişi mertebesine
erdikleri takdirde, daha önce (haramı)
tatmalarından ötürü kendilerine bir günah yoktur. Allah iyi davrananları
sever. |
|
|
|
|
|
| 94. |
Ey iman edenler, haberiniz olsun ki,
Allah sizi elleriniz ve mızraklarınızın erişeceği
bolluk içinde bir avla sınayacak ki, gıyabında kendisinden
korkanlar meydana çıksın. Kim bunun üzerine saldırıda
bulunursa ona gayet acı bir azap vardır. |
|
|
|
|
|
| 95. |
Ey iman edenler, sizler ihramda iken
av hayvanını öldürmeyin. İçinizden kim onu kasten öldürürse
Kabe'ye varacak bir kurbanlık olmak üzere öldürdüğü hayvanın
dengi bir ceza vardır ki, buna aranızdan adalet sahibi iki
kişi hükmeder. Veya bir keffaret vardır ki, ya o nisbette
fakirleri doyurmak, yahut onun dengi oruç tutmaktır. Ta ki bu
şekilde yaptığının vebalini tatsın.
Allah geçmişi affetmiştir. Fakat kim bir daha yaparsa Allah
onun intikamını alacak. Allah, azizdir, intikamı vardır. |
|
|
|
|
|
| 96. |
Deniz avı ve onu yemek, size ve
yolculukta olanlarınıza yiyecek olmak üzere helal kılındı.
Kara avı ise, ihramlı bulunduğunuz sürece size haram
kılındı. Huzuruna varıp toplanacağınız
Allah'tan korkun! |
|
|
|
|
|
| 97. |
Allah Ka'be'yi, o Beyt-i Haram'ı
insanlar için hayat kaynağı yaptı, o haram ayı,
boyunları bağsı ve bağlı kurbanlıkları
da. Bütün bunlar, Allah'ın göklerde ve yerde olanları bildiğini,
sizin de bilmeniz içindir. Gerçekten Allah herşeyi bilendir. |
|
|
|
|
|
| 98. |
Biliniz ki Allah, hem azabı çok
şiddetli, hem de bağışlayan ve merhamet edendir. |
|
|
|
|
|
| 99. |
Peygamberin üzerine düşen sadece
tebliğdir. Açıkladığınız ve gizlediğiniz
şeylerin hepsini bilecek olan ise, ancak Allah'tır. |
|
|
|
|
|
| 100. |
De ki: "Pis ile temiz bir olmaz,
pis olanın çokluğu tuhafına gitse bile. O halde ey
temiz özü, düşünür beyni olanlar, Allah'a sığının
ki, kurtuluşa eresiniz! |
|
|
|
|
|
|
101. |
Ey iman edenler, size açıklanınca
fenanıza gidecek şeyleri sormayın! Oysa Kur'an indirildiği
esnada sorarsanız, onlar size açıklanır. Allah onları
şimdilik affetmiştir. Allah, çok bağışlayan
ve çok yumuşak davranandır. |
|
|
|
|
|
| 102. |
Nitekim, böyle meseleleri sizden evvel
bir topluluk sordu da sonra bu yüzden kafir oldular. |
|
|
|
|
|
| 103. |
Allah, ne kulağı yarılan,
ne salma bırakılan, ne erkek-dişi ikizler doğuran,
ne de on defa doğurması yüzünden yük vurulamayan hayvanların
(adanmasını)
meşru kılmadı. Fakat küfreden kimseler, Allah adına
yalan söyleyerek O'na iftira ediyorlar. Çoklarının da aklı
ermez. |
|
|
|
|
|
|
104. |
Bunlara: "Gelin Allah'ın
indirdiği hükümlere ve peygambere." denildiği zaman:
"Atalarımızı üzerinde bulduğumuz şey
bize yeter!" derler. Ya ataları birşey bilmeyen ve
doğru yolda bulunmayan kimseler idiyseler de mi? |
|
|
|
|
|
|
105. |
Ey iman edenler, siz kendinizi düzeltmeye
bakın; siz doğru gittikten sonra öte taraftan sapıtanlar
size ziyan dokunduramaz. Hepinizin varışı sonunda Allah'adır.
O size neler yaptıklarınızı o zaman haber verecektir. |
|
|
|
|
|
| 106. |
Ey iman edenler, herhangi birinize
ölüm emareleri geldiğinde, vasiyette bulunurken, kendi içinizden
iki adaletli şahit veya yolculukta olup da ölüm musibeti başınıza
geldiyse sizden olmayan iki şahit tutun. Bunları namazdan
sonra alıkorsunuz. Şüphelendiğiniz takdirde de şöyle
yemin ederler: " Vallahi akraba da olsa yeminimizi hiçbir şeyle
değişmeyiz, Allah için şahitliği de gizlemeyiz,
yoksa biz o zaman şüphesiz günaha girenlerden oluruz." |
|
|
|
|
|
| 107. |
Eğer bu şahitlerin bir günah
işledikleri anlaşılırsa o vakit tercihe şayan
olan bu iki kişinin yerine, bunların aleyhlerinde bulundukları
karşı taraftan iki şahit dikilir, bunlar da şöyle
yemin ederler: "Vallahi bizim şahitliğimiz onların
şahitliğinden daha doğrudur, biz kimsenin hakkına
tecavüz etmedik, aksi halde şüphesiz zalimlerden oluruz." |
|
|
|
|
|
| 108. |
İşte bu, şahitliği
gerektiği gibi yapmalarına veya yeminlerinden sonra, yeminlerinin
kabul edilmemesinden korkmalarına en yakın bir çaredir.
Allah'tan korkun ve söyleneni iyi dinleyin! Çünkü Allah fasıklar
topluluğunu doğru yola çıkarmaz. |
|
|
|
|
|
| 109. |
Allah bütün Resulleri toplayacağı
o günde: "Size ne cevap verildi." diye soracak. Onlar da:
"Bizim bir bilgimiz yok, gizli olanları bilen ancak Sensin
Sen!" diyecekler. |
|
|
|
|
|
| 110. |
Allah o günde şöyle buyuracak:
"Ey Meryem oğlu İsa, sana ve anana olan nimetimi düşün;
hani seni Cebrail ile destekledim, insanlarla hem beşikte hem
de yetişkin iken konuşuyordun; sana yazı yazmayı,
hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i öğrettim. Hani Benim iznimle
çamurdan kuş biçiminde birşey yapıyordun, içine üflüyordun
da Benim iznim ile bir kuş oluveriyordu; anadan doğma körü
ve abraşlıyı Benim iznimle iyi ediyordun; hani ölüleri
Benim iznimle diriltiyordun ve hani İsrailoğullarına
açık delillerle geldiğinde, onlardan inkar edenler: "Bu
apaçık bir büyüden başka birşey değildir."
demişlerdi de, seni onlardan kurtarmıştım. Allah
bütün Resulleri toplayacağı o günde: "Size ne cevap
verildi." diye soracak. Onlar da: "Bizim bir bilgimiz yok,
gizli olanları bilen ancak Sensin Sen!" diyecekler. |
|
|
|
|
|
| 111. |
Ve hani Havarilere: "Bana ve Resulüme
iman edin!" diye emretmiştim, onlar da: "İman
ettik, bizim şüphesiz müslüman olduğumuza şahit ol!"
demişlerdi. |
|
|
|
|
|
| 112. |
Bir vakit Havariler: "Ey Meryem
oğlu İsa, Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi?"
demişlerdi de İsa da: "İnanıyorsanız
Allah'tan korkun!" demişti. |
|
|
|
|
|
| 113. |
Onlar: "Biz istiyoruz ki ondan
yiyelim, kalplerimiz mütmain olsun da senin bize doğru söylediğini
bilelim ve onu -Allah'ın indireceği sofrayı- bizzat
görenlerden olalım." dediler. |
|
|
|
|
|
| 114. |
Meryem oğlu İsa şöyle
yalvardı: "Allah, ey bizim yegane Rabbimiz, bize gökten
bir sofra indir ki, bizim için, önce ve sonra gelenlerimiz için bir
bayram ve kudretinden bir nişane olsun! Bizleri rızıklandır.
Sen rızık verenlerin en hayırlısısın!" |
|
|
|
|
|
| 115. |
Allah buyurdu ki: "Ben onu size
muhakkak indiririm. Fakat bundan sonra içinizden kim nankörlük ederse,
Ben onu kainatta hiç kimseye yapmayacağım bir azap ile cezalandırırım. |
|
|
|
|
|
| 116. |
Ve Allah şöyle buyurduğu
zaman: "Ey Meryem oğlu İsa, sen misin o insanlara "Beni
ve o anamı Allah yanında iki tanrı edinin." diyen?"
"Haşa, dedi, sen her türlü eksikliklerden münezzehsin ya
Rab! Benim için gerçek olmayan bir sözü söylemem bana yakışmaz.
Eğer söylemiş olsaydım elbette Sen bilirdin. Sen benim
içimde olanı bilirsin, ben ise Senin zatında olanı
bilmem! Şüphesiz Sen, gizlilikleri çok iyi bilensin. |
|
|
|
|
|
| 117. |
Sen bana ne emrettinse, ben onlara
sadece onu söyledim. Hep "Rabbim ve Rabbiniz olan Allah'a kulluk
edin!" dedim. Aralarında bulunduğum müddetçe üzerlerinde
kontrolcü idim. Ne zaman ki beni içlerinden aldın, onları
gözetleyen yalnız Sen kaldın. Zaten Sen herşeye şahitsin. |
|
|
|
|
|
| 118. |
Eğer Sen onlara azap edersen,
şüphe yok ki onlar senin kullarındır, eğer onları
bağışlarsan yine şüphe yok ki sen çok güçlü ve
hikmet sahibisin." |
|
|
|
|
|
| 119. |
Allah buyurur ki: "İşte
bu, doğrulara, doğruluklarının fayda vereceği
gündür. Onlar için, altlarından ırmaklar akan, içlerinde
ebedi kalacakları cennetler vardır. Allah onlardan razı
olmuş, onlar da Allah'tan. İşte o büyük kurtuluş
budur. |
|
|
|
|
|
| 120. |
Bütün o göklerin, yerin ve onlarda
olan herşeyin hükümranlığı Allah'ındır.
O, herşeye daima gücü yetendir. |
|
|
|