|
|
|
|
|
|
151. |
Musa dedi: "Ey Rabbim beni ve
kardeşimi bağışla ve bizi rahmetinin içine koy;
merhamet edenlerin en merhametlisisin Sen!" |
|
|
|
|
|
|
152. |
Şüphesiz o danayı tanrı
edinenlere Rablerinden bir gazap ve dünya hayatında da bir zillet
erişecektir. İşte iftira edenleri böyle cezalandırırız. |
|
|
|
|
|
|
153. |
O kötü amelleri işleyip de sonra
arkasından tevbekar olup iman edenler için hiç şüphe yok
ki, Rabbin bundan sonra yine de af ve merhamet edicidir. |
|
|
|
|
|
|
154. |
Musa'nın öfkesi geçince levhaları
aldı. Onlardaki yazıda sırf Rablerinden korkanlar için
bir hidayet ve rahmet vardı. |
|
|
|
|
|
|
155. |
Bir de Musa tayin ettiğimiz vakitte
huzurumuzda bulunmak üzere kavminden yetmiş er seçmişti.
Ne zaman ki bunları o sarsıntı yakaladı. Musa
dedi ki: "Rabbim, dileseydin bunları ve beni daha önce helak
ederdin. Şimdi bizi ,içimizdeki o beyinsizlerin yaptıkları
yüzünden helak mı edeceksin? O da sırf Senin imtihanın;
Sen bununla dilediğini sapıklığa bırakır,
dilediğine hidayet kılarsın! Bizim velimiz Sensin;
artık bizi bağışla, bize merhamet eyle; bağışlayanların
en hayırlısı Sensin! |
|
|
|
|
|
| 156. |
Ve bize bu dünyada da, ahirette de
bir iyilik yaz! Biz gerçekten tevbe edip sana yöneldik!" Buyurdu
ki: "Azabıma, kimi dilersem onu uğratırım;
rahmetim ise herşeyi kapsamıştır. İleride
onu özellikle, kötülükten sakınanlara, zekatını verenlere
ve ayetlerimize inananlara yazacağım. |
|
|
|
|
|
|
157. |
Onlar ki yanlarındaki Tevrat ve
İncil'de yazılı bulacakları elçiye, o okuyup yazma
bilmeyen peygambere uyarlar. O, onlara iyilik emreder ve onları
kötülükten alıkoyar, temiz, hoş şeyleri kendileri için
helal, murdar şeyleri üzerlerine haram kılar, sırtlarından
ağır yüklerini, üzerlerindeki bağları ve zincirleri
indirir atar. İşte o zaman ona iman eden, ona tam saygı
gösteren, ona yardımcı olan ve onun peygamberliği ile
birlikte indirilen nuru izleyen kimseler; işte o asıl maksada
ulaşan kurtulmuşlar, onlardır. |
|
|
|
|
|
|
158. |
De ki: "Ey insanlar, biliniz ki,
ben sizin hepinize Allah'ın gönderdiği peygamberiyim. O
Allah ki bütün göklerin ve yerin mülkü O'nundur. O'ndan başka
tanrı yoktur. Hem diriltir, hem de öldürür. Onun için gelin Allah'a
ve peygamberine iman edin. Allah'a ve Allah'ın bütün kelamlarına
inanan o okuyup yazması olmayan peygambere de. Uyun ona ki, kurtuluşa
erebilesiniz. |
|
|
|
|
|
| 159. |
Evet! Musa'nın kavminden bir topluluk
vardır ki, doğruya yöneltirler ve onunla hükmedip adalet
gösterirler. |
|
|
|
|
|
| 160. |
Bununla beraber Biz onları oniki
kabileye, o kadar ümmete ayırdık ve Musa'ya -kavmi kendisinden
su istediği vakit- şöyle vahyettik: "Vur asan ile taşa!"
O zaman ondan on iki pınar akmaya başladı. Halkın
her kesimi kendi su alacağı yeri belirledi. Bulutu da üzerlerine
gölgelik çektik, kendilerine kudret helvası ile bıdırcın
indirdik ve: "Size rızık olarak verdiğimiz nimetlerin
temizlerinden yiyin!" dedik. Bununla beraber onlar zulmu Bize
yapmadılar, ancak kendi nefislerine zulmediyorlardı. |
|
|
|
|
|
|
161. |
Ve o vakit onlara denilmişti ki:
"Şu şehre yerleşin ve orada dilediğiniz yerde
yiyin, "Bağışla bizi!" deyin ve secde ederek
kapıya girin ki size suçlarınızı bağışlayalım,
iyilere ileride daha fazlasını vereceğiz." |
|
|
|
|
|
| 162. |
Derken içlerinden zulmedenler, sözü
değiştirdiler, kendilerine söylenenden başka bir şekle
soktular; zulmu adet haline getirmeleri sebebiyle, Biz de üzerlerine
gökten azap salıverdik. |
|
|
|
|
|
| 163. |
Onlara, o denizin bir iskelesi olan
o şehrin başına gelenleri sor! O vakit cumartesi yasağına
riayet etmiyorlardı. Cumartesi tatili yaptıkları gün
balıklar, yanlarına akın akın geliyorlardı.
Cumartesi tatili yapmayacakları gü ise gelmiyorlardı. İşte
Biz onları günah işlemeleri sebebiyle böyle sınava
çekiyorduk! |
|
|
|
|
|
|
164. |
Ve içlerinden bir topluluk: "Ne
diye Allah'ı helak edeceği veya çetin bir azapla cezalandıracağı
bir kavme nasihat veriyorsunuz?" dediği vakit onlar dediler
ki: "Rabbiniz tarafından mazur sayılmamız için,
bir de bakarsınız belki Allah'tan korkar sakınırlar
diye." |
|
|
|
|
|
|
165. |
Kendilerine yapılan nasihatları
unuttukları vakit, o kötülükten alıkoyanları kurtarıp
zulmedenleri de yaptıkları kötülükler sebebiyle şiddetli
bir azaba uğrattık. |
|
|
|
|
|
| 166. |
Artık o yasaklandıkları
şeylerden dolayı kızıp haddi aşmaya başladıkları
zaman Biz de onlara: "Aşağılık maymun olun
keratalar!" dedik. |
|
|
|
|
|
| 167. |
Ve o zaman Rabbin şu ahdi ilan
edip buyurdu ki: "Mutlaka kıyamet gününe kadar onlara hep
o kötü azabı peyleyecek kimseleri gönderecek!" Şüphesiz
ki Rabbin cezayı çok çabuk veren, yine şüphesiz ki O, çok
bağışlayan, merhamet edendir. |
|
|
|
|
|
| 168. |
Ve onları yeryüzünde birçok milletlere
parçaladık. İçlerinde iyi olanları da vardı, iyinin
altında olanları da. Onları bazan nimet, bazan da musibet
ile imtihan ettik ki, döneler. |
|
|
|
|
|
| 169. |
Derken, arkalarından Kitab'ı
(Tevrat'ı)
miras alan bozuk bir nesil bunların yerine geçti. Onlar şu
alçak dünya malını alırlar, bir de: "Biz nasıl
olsa bağışlanacağız!" derler. Karşı
taraftan da kendilerine öyle birşey gelse, onu da alırlar.
Allah'a karşı yalnız hakkı söyleyeceklerine dair
kendilerinden Kitapta söz alınmamış mıydı?
Ve onun içindekileri durmadan okumadılar mı? Halbuki ahiret
yurdu Allah'tan korkanlar için daha hayırlıdır; hala
akıllanmayacak mısınız? |
|
|
|
|
|
| 170. |
Kitab'a sarılan ve namazı
kılan o ıslahatçı kimselerin mükafatını Biz
hiçbir zaman zayi etmeyiz! |
|
|
|
|
|
| 171. |
Hani bir zamanlar Biz o dağı
bir gölgelik gibi tepelerine çekmiştik de üzerlerine düşüyor
zannetikleri bir sırada demiştik ki: "Size verdiğimiz
Kitabı sıkıca tutun ve içindekini hatırınızdan
çıkarmayın, umulur ki korunursunuz!" |
|
|
|
|
|
| 172. |
Hem Rabbin Ademoğullarının
bellerinden zürriyetlerini alıp onları nefislerine karşı
şahit tutarak: "Rabbiniz değil miyim?" diye şahit
gösterdiği zaman "Evet Rabbimizsin, şahidiz !"
dediler. Kıyamet günü "Bizim bundan haberimiz yoktu!"
demeyesiniz, |
|
|
|
|
|
| 173. |
Yahut, "Ancak, atalarımız
şirk koştular, biz ise onlardan sonra gelen bir nesil idik;
şimdi o batılı tesis edenlerin yaptıklarıyla
bizi helak mı edeceksiniz?" demeyesiniz diye. |
|
|
|
|
|
| 174. |
İşte ayetleri böyle ayrıntılı
olarak açıklıyoruz, olur ki dönerler. |
|
|
|
|
|
| 175. |
Onlara o herifin kıssasını
da anlat ki, ona ayetlerimizi vermiştik, ama o, onlardan sıyrılıp
çıktı, derken onu, şeytan arkasına taktı
da yolunu şaşırmışlardan oldu. |
|
|
|
|
|
| 176. |
Eğer dileseydik Biz onu ayetlerle
yükseltirdik, fakat o, yere alçaklığa saplandı ve hevasının
ardına düştü. Artık onun hali, o köpeğin haline
benzer ki, üzerine varsan dilini sarkıtıp solur! İşte
böyledir ayetlerimizi inkar eden o kimselerin durumu; kıssayı
kendilerine bir naklet, belki biraz düşünürler. |
|
|
|
|
|
| 177. |
Ne kötü misaldir ayetlerimizi yalanlayan
ve sırf kendilerine zulmeden o kavmin durumu! |
|
|
|
|
|
| 178. |
Allah kime hidayet ederse, o doğru
yolu bulur; kimi de saptırırsa, hüsrana düşenler de
işte onlardır. |
|
|
|
|
|
| 179. |
Andolsun ki, cin ve insanlardan bir
çoğunu cehennem için yarattık. Onların kalpleri vardır,
onunla gerçeği anlamazlar, gözleri vardır, onlarla görmezler;
kulakları vardır ama onlarla işitmezler. İşte
bunlar hayvan gibidirler, hatta daha şaşkındırlar.
İşte o gafiller ancak bunlardır. |
|
|
|
|
|
| 180. |
Oysa en güzel isimler Allah'ındır.
Onun için siz O'nu onlarla çağırın ve O'nun isimlerinde
sapıklık eden mülhidleri bırakın. Yarın onlar
yaptıklarının cezasını çekeceklerdir. |
|
|
|