|
|
|
|
|
|
91. |
Derken onları o dehşetli
sarsıntı yakalayıverdi ve hemen yurtlarında çökekaldılar |
|
|
|
|
|
|
92. |
Şuayb'ı yalanlayanlar sanki
orada hiç safa sürmemiş gibi oldular. Asıl zarara düşenler,
Şuayb'ı yalanlayanlar olmuşlardı. |
|
|
|
|
|
|
93. |
Şuayb onlardan öteye döndü ve:
"Ey kavmim, Allah biliyor ki, size Rabbimin mesajlarını
ilettim, size öğüt de verdim; şimdi kafir kavme nasıl
acırım?" dedi. |
|
|
|
|
|
|
94. |
Biz hangi ülkeye bir peygamber gönderdiysek
önce halkını sıkıntı ve darlıkla sıkmışızdır
ki, yalvarıp yakarsınlar. |
|
|
|
|
|
|
95. |
Sonra da kötülük yerine güzellik getirmişizdir.
Nihayet çoğalmışlar ve: "Doğrusu atalarımızın
sıkıntılı halleri de neşeli zamanları
da olmuştu." demişlerdi. O zaman Biz de kendilerini
-hatırlarından geçmezken- ansızın tutmuş
bastırıvermiştik. |
|
|
|
|
|
| 96. |
Oysa o ülkelerin halkı iman edip
Allah'tan korksaydılar, elbette üzerlerine yerden ve gökten bereketler
açardık. Fakat yalanladılar, biz de kendilerini kazandıklarıyla
yakalayıverdik. |
|
|
|
|
|
|
97. |
Şimdi şu köy-kasaba halkı
geceleyi uyurlarken, kendilerine azabımızın baskın
halinde gelmeyeceğinden emin miydiler? |
|
|
|
|
|
|
98. |
Yine o köy-kasaba halkı, kuşluk
vakti oynayıp eğlenirlerken kendilerine azabımızın
gelivermeyeceğinden emin miydiler? |
|
|
|
|
|
| 99. |
Yoksa Allah'ın azabından
emin mi oldular? Ancak, kendilerine yazık eden topluluktan başkası
Allah'ın azabından emin olmaz! |
|
|
|
|
|
| 100. |
Eski sahiplerinden sonra bu toprağa
varis olanlara hala şu gerçek belli olmadı mı ki: Eğer
dilemiş olsaydık onların da günahlarını başlarına
çarpardık! Kalplerinin üzerini mühürleriz de onlar gerçeği
işitmezler. |
|
|
|
|
|
|
101. |
İşte o ülkeler -ki, sana
bunların başlarına gelenlerden bazılarını
naklediyoruz- andolsun ki, onlara peygamberleri açık deliller
ile geldiler. Daha önce inkar etmeyi adet edindikleri için, iman etmek
istemediler. Allah kafirlerin kalplerini işte böyle mühürler! |
|
|
|
|
|
| 102. |
Çoğunda verdikleri söze bağlılık
görmedik. Gerçek şu ki, onların çoğunu yoldan çıkmış
fasıklar gördük. |
|
|
|
|
|
| 103. |
Sonra onların arkasından
Musa'yı ayetlerimizle, Firavun ve topluluğuna gönderdik.
Tuttular o ayetlere karşı çıkarak zulmettiler. Artık
bir bak o bozguncuların sonu ne oldu? |
|
|
|
|
|
|
104. |
Musa: "Ey Firavun, ben alemlerin
Rabbi tarafından bir peygamberim. |
|
|
|
|
|
|
105. |
Allah'a karşı birinci görevim,
gerçekten başka birşey söylememektir. Gerçekten ben size
Rabbinizden apaçık bir delil ile geldim. Artık İsrail
oğullarını benimle beraber gönder." dedi. |
|
|
|
|
|
| 106. |
Firavun: "Eğer bir delil
ile geldinse, getir onu bakalım, doğru söyleyenlerden isen!"
dedi. |
|
|
|
|
|
| 107. |
Bunun üzerine asasını bırakıverdi.
Bir de ne görsün; koskoca bir ejderha kesiliverdi. |
|
|
|
|
|
| 108. |
Elini sıyırıp çıkardı,
ne baksın; o seyredenlere ışık saçan bembeyaz
bir el! |
|
|
|
|
|
| 109. |
Firavun'un kavminden ileri gelenler:
"Şüphesiz bu çok bilgili bir sihirbaz! |
|
|
|
|
|
| 110. |
Sizi yerinizden çıkarmak istiyor.
O halde ne emredersiniz?" dedi. |
|
|
|
|
|
| 111. |
Onlar: "Onu ve kardeşini
alıkoy, şehirlere de toplayıcılar gönder, |
|
|
|
|
|
| 112. |
Usta sihirbazların hepsini sana
getirsinler." dediler. |
|
|
|
|
|
| 113. |
Bütün sihirbazlar Firavun'a geldiler:
"Galip gelirsek elbette bize mükafat var değil mi?"
dediler. |
|
|
|
|
|
| 114. |
"Evet, o zaman siz elbette gözdelerden
olacaksınız." dedi. |
|
|
|
|
|
| 115. |
Ey Musa, önce sen mi hünerini ortaya
atacaksın, yoksa biz mi?" dediler. |
|
|
|
|
|
| 116. |
"Siz atın." dedi. Atacaklarını
atınca halkın gözlerini büyülediler ve onları dehşete
düşürdüler. Kısacası büyük bir sihir gösterdiler. |
|
|
|
|
|
| 117. |
Biz de Musa'ya: "Asanı bırakıver!"
diye vahyettik. Bir de baktılar ki, o onların bütün uydurduklarını
yalayıp yutuyor! |
|
|
|
|
|
| 118. |
Artık gerçek ortaya çıktı
ve onların bütün yaptıkları hiçe gitti. |
|
|
|
|
|
| 119. |
Artık orada yenilmişlerdi
ve küçük düşmüşlerdi. |
|
|
|
|
|
| 120. |
Sihirbazlar hep birden secdeye kapandılar. |
|
|
|